Aklımızda Berna Laçin’le birlikte rol aldıkları Evdeki Yabancı dizisindeki Eren karakteriyle yer eden Tardu Flordun’la, İzmit’te kültür sanatın atar damarı olan Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde görüştük. Az sonra kasketini çıkarıp Mollier’in Don Juan adlı oyununda bir heykeli canlandıracak olan Flordun aslında bir dizi oyuncusu olmaktan çok İzmit şehir tiyatrolarının bir parçası.

tardu-flordun-afife-bana-bir-daha-odul-vermez_1088724_720_400

Öncelikle isminizin anlamını merak ediyoruz,ne anlama geliyor Tardu?
Karanlıktan gelen ışık.Eski Batı Göktürk İmparatorluğunun kurucularından İstemi Han’ın oğullarından birinin adıymış Tardu Han.

Şimdi de kısa bir özgeçmiş sorusu; nasıl bir eğitim aldınız?

Liseden sonra Hacettepe Makine Mühendisliğinde okudum,Zonguldak’tan,sonra 1991’de konservatuar sınavına girdim .94-95 döneminde Hacettepe Ankara Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldum.

Bildiğimiz kadarıyla konservatuar tarihinin en yüksek puanla mezun olan ikinci kişisi olmuşsunuz.Sizden önce de aynı puanla Mehmet Ali Erbil mezun olmuş.
Evet doğru ,bizden 20 sene önce kendisi mezun olmuş.Ben bunu söylemeyi pek sevmiyorum ama öyle bir şey var evet.

Peki makine mühendisliğinden konservatuara geçişiniz nasıl oldu?
Aslında ben tiyatroyu hiç meslek olarak düşünmedim.Yöneldiğim alanlar farklıydı.Hatta ;benim babam da tiyatro oyuncusu: Macit Flordun;O da bana her zaman “Oyunculuk senin için iyi bir meslek olmaz, çok üzülürsün,çok yorulursun,oyuncu olma” dedi.
Ama konservatuar sınavına birden ,istediğim için girdim.Hayattaki birçok şeyi zaten konservatuara girdiğim zaman silmiştim.Bu benim için bir deneme süreci değildi.Olursa olur olmazsa çeker giderim gibi bir şey değildi.
Oyunculuğa alışmam çok zor oldu aslında.Birinci sınıftayken ne kadar rahat diyordum,garip bir üniversite ortamı,sahneye çıkıyorsun bir şeyler yapıyorsun.Sanırım ikinci sınıfta bunu çözmeye başladım.Oyunculuğun aslında göründüğü kadar kolay bir iş olmadığını anladım.Çünkü çok sınırsız bir iş.

Sınırsız?
Sınırsız…Bilimsel yönü daha ağır olan işlerde,bir mühendislikte ya da bilim adamlığında,belli formüllerin içindesinizdir ve ancak onlara bağlı olarak kendinizi geliştirebilirsiniz.Bu da doğal bir sınır yaratır.Ama oyunculuk tamamen yaratıcılığa dayalı bir iş.Tiyatro öğretmenliği gibi yanlış kullanılan bir kavram var.Bilim adamı yetiştirebilirsiniz.Ona bir şeyler öğretebilirsiniz ama tiyatroyu kimseye öğretemezsiniz.Tiyatronun eğitimi vardır.Öğretimi yoktur.

Ne zamandır İzmit’te yaşıyorsunuz?
4 seneyi bitirdim ben.

İzmit şehir Tiyatrolarını kurmak amaçlı mı geldiniz buraya?Neden İzmit?
Evet. Ben mezun olduktan sonra devlet tiyatrosunda çalıştım.95-96 senelerinde,sözleşmeli olarak. Çünkü para kazanmam gerekliydi,hayatın içindeydim artık. Mezun olduğum sene devlet tiyatrosu sınavı açılmıştı ama ben katılmadım.bizim sınıftan kimse katılmadı. Bizim bazı fikirler adına
idealist bir sınıfımız vardı. Sistemini hep eleştirirdik ve eleştirdiğimiz bir sistemin içine girmek istemedik.Çünkü eski köhne bir şey.Elli senelik altmış senelik kurallarla gidiyor.O onun adamı bu bunun adamı, üç beş kişi hep aynı şeyi yapıyor.Yani diğerleri eziliyor. Ezilmeyenler de kendini rahatlatmak için bende maaşımı alır giderim diyor.Burada da zaten altı sınıf arkadaşıyız. On iki senelik arkadaşlarız: Esra (Bezen Bilgin), Betül (Çobanoğlu), Serhat (Tutumluer), Tarık (Keskiner), Meltem (Özsavaş). Altı kişiyiz..

Burada Hamlet gibi altı saatlik bir oyunla başlamak riske atılmak değil mi sizce?
Evet, kesinlikle. Benim hayatım hep böyleydi zaten. Bazı insanlar fazla riske atılmak istemezler. Takarlar tıpayı yavaş yavaş ilerler. Bende ya ölüm ya kalım diyorum. Yani öyle şeyleri seviyorum. Ben hayatı da öyle yaşıyorum. Hamlet’le de öyle oldu zaten. Çok korkmuştum çünkü benim okulda neredeyse her sene çalıştığım bir oyundu. Sadece bir tiradını tabii ki sonra cesaret edemeyip hemen vazgeçiyordum. Daha yeterli değilim hemen rezil etmeyeyeyim bu oyunu ,bu tiradı diyordum. Buraya geldiğimde idealler vardı,yeni bir kurumdu,ve Hamlet’ti…Ve o sene gerçekten çok iyi çalıştık. Her yönden çok sağlam hazırlandığımız bir oyundu gerçekten. Bayağı da yankı getirdi.

Peki televizyon çalışmalarınız nasıl başladı?
Televizyon aslında hiçbir zaman benim ilgi alanım olmadı.

Hatta bir söyleşide “Televizyonda sadece kendimi kamera karşısında denemek için” demişsiniz.
Bana mezun olduğumdan beri televizyonlardan dizi vs. bir çok teklif geldi.Ben bunları değerlendirmedim çünkü televizyona başlayacaksam iyi bir yerden başlamalıyım ve bu işi tabii ki para için yapmıyorum dersem yalan söylemiş olurum. Bir şekilde para için yapılıyor bu iş. Mezun olduktan altı sene sonra böyle iyi bir rol ve iyi bir anlaşma karşılığı başladım.

tardu-flordun-38 (1)

Berna Laçin’le oynadığınız Evdeki Yabancı dizisiyle mi başladınız ilk olarak?
Evet. Benim bir de sinema filmim vardı önceden vardı: Leoparın Kuyruğu. Sol Ağırlıklı bir filmdi.Bir buçuk ay filan oynadıktan sonra kaldırıldı. Bir kuruş almadan yaptığımız bir işti zaten,hiçbir oyuncu para almamıştı.Hatta tekrar şansımız bile yoktu.Yani bir plan oynadın oynadın,geçiyor… Çok dar bir bütçeyle çekilmişti.

Bir tiyatro oyuncusunun kamera karşısında yabancılık çektiği bir şeyler olabilir mi?
Tabii. Oyuncuya bağlı bir şey bu oyuncunun zekasına bağlı bir şey. Aslında tiyatro oyuncuları ,ben de üzülerek söylüyorum ki,sahne üstünde ve zamanla kendi yaşamlarında da belli kalıplara giriyorlar. Tabii herkes için söylemiyorum.

Yani doğallıklarını mı kaybediyorlar?
Evet öyle .Şimdi tiyatro da bu gidiyor.Tiyatro biraz daha büyük ve bulunması gerekli altı yüz kişiye,bazı durumlarda bin kişiye oynuyorsunuz. Büyük salonlarda sesinizin duyulması gerekli,biraz abartıyı kaldırabiliyor tiyatro sahnesi. Ama kamera öyle değil kamera çok yakınınızda ve yaptığınız hiçbir teatral hareketi yemiyor.O zaman televizyonda ne işin var derler adama ,git tiyatronu yap. Ben de kamera karşısında ne kadar rahatım ya da kamera bana ne kadar uygun bunu anlamaya çalışıyorum.Hani kameranın sevip sevmemesi durumu vardır ya,kamera beni seviyor mu,,ne kadar supleksim var…Supleks denen şey tiyatroda da vardır. Sahne rahatlığı sahne karizması,sakat olan anları;örneğin biri ezberini unuttu;kurtarma kabiliyeti gibi şeylerden oluşan bir şey. Onları denemek için yaptım, evet.Kendimi izlediğimde diyordum ki burada şöyle yapmışım,burasının ritmi biraz düşmüş … Çünkü tiyatroda kendimi göremiyorum,sadece üçüncü gözü yukarı çıkarıp sahnede kendimi nasıl görmeye çalışabiliyorsam tahmini bir şekilde hayal edebiliyorum. Ama kamera bunu birebir bana gösteriyor.

Çalışmalarınız devam edecek mi? Kara Melek’le devam edecektiniz galiba?
Kara Melek kanalla prodüksiyon şirketi arasındaki bir uyumsuzluktan dolayı olmadı. Türkiye tarihinde ilk kez bir dizi tek bir bölümü yayımlandıktan sonra kaldırıldı. Yakında TRT’de bir çalışma başlayacak.

Sizin İstanbul şehir yaşantısının içinde olarak basında yer alma şansınız vardı, bunu niçin kullanmadınız?
Bir çok insan bunu bir fırsat olarak görüyor çünkü öyle bir yere atladığınız zaman başka bir sayfa açılıyor hayatınızda. Çok kolay bizim ülkede paparazi çocuğu olmak. Evdeki Yabancı da popüler bir setti. Kendi kanalımın bir iki programına katılmıştım ama ben saçma sapan sorular karşısında kendimi kontrol edemiyorum. “Hiç aşık oldunuz mu?” Sana ne.İşimle ilgileneceksen sor.Yoksa ben o işte yokum. Belki on kat daha fazla para kazanırım ama bunu kullanmak bana ters.

Bir de buradan vazgeçmek olabilir mi,diğer yöne yoğunlaşmanız?
Zaten onlara prim verdiğin taktirde benim buradan istifayı basıp İstanbul’a gidip yerleşmem lazım.O hayatı tercih etmem lazım. Yoksa yürümez. Hem paparazi çocuğu olayım hem burada tiyatronun en meşhuru olayım olmaz.Seçim yapmak lazım.

Diziden sonra hayatınızda neler değişti?
Örneğin biz Roberto Zucco’yu ilk 99’da Taksim sahnesinde oynadık.Bu oyun bir dramatik aksiyon bütünü,Bir katilin hayatı.Hiçbir komik yanı yok.O zamanlar seyirciler tedirgin olarak izliyorlardı. Diziden sonra ise ,İzmit’te oynarken; “işte şu Eren değil mi?” diyor,gülüyorlar,gülecek yer arıyorlar.İşte o kötü o zaman konsantrasyonum bozuluyor tabii.

Sinemayı düşünüyor musunuz?
Aslında dizi işinde o kadar seçici davranmasam da, sinemada daha seçiciyim. Sinema insanın hayatına daha kazınan bir şey çünkü.Dizi sabun köpüğü gibi.Bir iki teklif var. Ama işte o yüzden biraz beklerim.İyi bir sinema filmi yapmak istiyorum ama daha zamanı var.

One Reply to “Tardu Flordun | Pazar Sohbetleri”

  1. Türkiye’nin en iyi her rolu oynayabilen en yetenekli oyuncusu.sinema ve tiyatroda bir dahi.dizilerde ise belli ki digerlerinden acik ara sıyrıldığı icin pek sallamıyor:))adamı iyi anlamak lazım.bu ülkeye fazla.bilen bilir.Net!

Comments are closed.