Eğlenceli şarkıları ve özgün tarzlarıyla tanıdığımız Flört ile çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajın uzun versiyonunu Üç Nokta Kültür Sanat Dergimizin yeni sayısında  okuyabileceksiniz ama biz sabırsızlandık ve albümlerinden, Tehlikeyle Flört’den uzun uzun bahsettiğimiz röportajın bir kısmını bir an önce siz de okuyun istedik…

Uzun soluklu bir geçmişiniz var. Nasıl bir araya geldiniz?

Çağatay: Kozmik bir oluşumuz biz. Bir araya gelme çabasından değil de hayatın koşullarından bir araya geldik. Zaman zaman kopma durumları olsa da yine beraberiz.

Ozan: Hikayeyi artık böyle daha soyut anlatmayı tercih ediyoruz. Çünkü tarihçemiz epey uzun. Yaşımız altmış olmasına rağmen daha fazla tarihimiz var gibi. Şu an çok aktif bir grubuz. Neredeyse her sene albüm yapıyoruz ve çok sık konser veriyoruz. Dolayısıyla günü yaşamaya çalışıyoruz.

Çağatay: Bir çok konuda yetenekli ve birbirini tamamlayabilen bir ekibiz. Bunu bir hizmet gibi karşılıksız sunabilen ama oluşumun sonunda da Flört müziğini bir araya getiren kişileriz.

 

“Yaşadıklarımızı yazıyoruz ya da yazdıklarımızı yaşıyoruz.” demiştiniz. Sizden olmayan bir hikaye bulmadı mı bizi? Müzik yaşamınızdan bir kesit diyebilir miyiz?

Ozan: Elbette olmuştur. Fakat onları söylesek büyüsü bozulur.

Ata: Yani dinleyenler kendilerinden bir şeyler buluyorlar. Biz de bu büyüyü bozmak istemiyoruz.

Ozan: Ata ilk klavyesini 1990’da almıştı. On dört yaşındaydık o zaman. İki tane akor biliyorduk sadece. O kadar bilgiyle üç dört şarkı yazmıştık. Bu çok enterasan bir anıydı. Aynı akorla çalışsak yine yaparız belki. Şarkı yazmak çok farklı bir şey. Bir de bizim yazdığımız şarkılar ülke kulvarlarının dışında biraz. “Dün TRT’de İzledim” gibi bir şarkıyı kim yazar ki?

Ata: “Eski günler ne güzel…” denip geçilir genelde. Ama biz onları şarkıya dökmeye çalışıyoruz.

Ozan: Mesela Ali Desidero, Anında Görüntü gibi  MFÖ’nün çok büyük  fenomen şarkıları varken, Rasta Baba gibi bir şarkıyı kim yazar ki? Biz bunu yapmaya çok küçük yaşlarda başladık. Dolayısıyla o yandan bu yana çok yol kat ettik. Bizim grubumuz dağılsa ve farklı yerlerde çalıyor olsak hiçbirimiz Flört şarkıları gibi yazamayız. Andırabilir belki ama aynısı olmaz. Bir arada olarak bunları yapıyoruz.

Ata: Bu işi yaparken birbirimizden çok etkileniyoruz. Mesela ritmi Timsah (Hakan) ‘ın çalacağını biliyor olmak bile etkiliyor insanı.” Bu arada Ozan vokale girince güzel olur.” diye düşünüyorsun bir süre sonra.  Hani Mozart’ın kafasında sesler tınlar ya bizde de o his yaşanıyor biraz.

Yaşadığınız yerin ve zamanın müziğinize etkisi nasıl oluyor?

Ozan: Biz Pendik’te büyüdük beraber. Çok güzel yerlerdi. Pendik’teki yağmurlu, gri günlerde müzik yapma aşkıyla çabaladığımız günler, martılar, o güzel koy… Her şey etkilerdi bizi. Herkesin birbirini tanıdığı, mahalle atmosferinden çıktık. Mesela Athena Kadıköy, Fenerbahçe , Kalamış atmosferinden çıkmıştır. Bunlar direk müziğe etki ediyor. Bizim Pendik çıkışımız Flört müziğinin üzerinde ilk etki.  Ama bir taraftan da Çağatay’ın Karadeniz tarafı bize otantik bir hava katıyor. Timsah’ın Doğu tarafı ve sempatikliği bizim sesimize etki ediyor.

Ata: Bazen sınırları Pendik’e kadar getirdiğimizi düşünüyorum. Çünkü bu camiada genelde Kadıköy, Taksim, Beşiktaş, Bakırköy, Bostancı psikolojik sınırı vardır bizim gibi müzik grupları için. Pendik’e kadar gelişi de bizimle oldu.

Ozan: Hala Pendik’e gidiyoruz bu arada. Orada toplanıyoruz. Oğlumu büyüdüğüm yerlere götürdüğüm oluyor. Bozulmamış yerlerinde hala bulunuyoruz. Pendik’in bize etkisi çok farklı. “Donuma Kadar Islandım”, “Hala Çok Güzelsin” hatta “Beyoğlu” Pendik’ten çıkmıştır.

 

Geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir müziğiniz var. Çok eski olup hala dinlenen albümleriniz de Dün TRT’de İzledim gibi geçmişi yâd eden parçalarınız da var. Bu oluşumu nasıl sağlıyorsunuz? Sizin için neyi ifade ediyor?

Ata: Bunu sorumluluk olarak hissediyoruz. Çünkü bizi takip edenler olduğunu iyi biliyoruz. Bizim ustalarımız da bizim küçüklerimiz de bizden bir şeyler bekliyor. Yanlış giden şeylere rağmen ayaklarımızı sağlam basmaya çalışıyoruz. Geçmişte ne kadar doğru şey yapıldıysa onu tutup bugüne harmanlıyoruz.

Çağatay: Müziğin gerçekten ruhun gıdası olduğuna inanıyorum. Biz de eğer  bir gıda hazırlıyorsak bunun gerçekten sağlığa faydalı ve bünyeye iyi gelecek bir tatta olmasını sağlamaya çalışarak yapıyoruz. Bir annenin çocuğuna yemek hazırlaması kadar özenli yani. Tertemiz bir kalpten çıkmış gibi…

 

Peki, alt kültürün sizin müziğinize yansımasını nasıl buluyorsunuz?

Ozan: Dördümüz de belli bir bakış açısında sahip olan ailenin çocuklarıyız. Fakat hepimiz çok arıza gençlerdik. Her deliğe girip çıkmışlığımız vardı.

Çağatay: Merak var çünkü.

Ozan: Gerek çizgi romanlardan etkilenmemiz olsun gerek merakımız olsun, bu böyleydi. Şimdi daha soğukkanlı bakıyoruz. Hepimiz filmlerden, mizahtan, çizgi romanlardan çok etkilendik.  Ama her birimizin de kendimize göre bir karakter kimliğimiz var. Dolayısıyla hala böyle bir arada kalmamızın gerçekten ben de Çağatay gibi kozmik olarak düşünüyorum. Çünkü hepimizin çok ayrı psikolojisi var. Türkiye için de büyük bir şans aslında. Ben bir Flört olmasaydım, Flört’ten nefret ederdim. Ama buradayız hep beraber ve böyle bir ülkede meydana geldik.

Ata: Biz de kendimizi burada görevliyiz gibi görüyoruz. Çok zor şeyler yaşadık. Ama hep bi çıkış yolu vardı. Böyle de devam ediyoruz.

Ozan: Geçen röportajda şöyle bir cevap vermiştim. Bu konuşmanın üzerine iyi gelir sanki. “Türk müzik sektörüne bir nükleer bomba atılsa, bir hamam böcekleri bir de Flört ayakta kalır.” demiştim.

 

Analog müzik yaptığınızı biliyoruz. Yapılması zor ve kıymetli bir iş. Bu süreç nasıl gerçekleşiyor, değeri ne sizin için?

Çağatay: Aslında sistemi oturtmuşsanız hızlı ilerliyor.Kayıt bittiğinde iş bitmiş oluyor. Tabii zorlukları var. Hazırlığı, provaları… Analog müzik yapıyorsanız hatasız ve aynı anda iyi çalabiliyor olmanız lazım. Bunu yaptığınız zaman şarkının kaydı şarkı kadar sürüyor zaten. Dijitalde ciddiyet biraz düşüyor ve müzik sıcaklığını, doğallığını kaybediyor.

Ozan: O çalma esnasındaki ruh halini ne kadar iyi yansıtırsanız dinleyici o kadar iyi anlıyor. O atmosferdeki zevki alıyoruz.

Çağatay: O anı kaydetmeye çalışıyoruz yani.

 

Hayatın her dalında olduğu gibi sanatta da sansür var. Sizin buna  bakışınız nasıl?

Ozan: Biz de bazen kendimize otosansür uyguluyoruz aslında. Bazen sansürün gerektiğini düşünüyorum. En azından etiksel kurallara uymak gerekiyor.

Ata: Kendi aramızda da yapıyoruz. Mesela bir şarkıda yalnızca bir kelime yüzünden televizyonlarda ve radyolarda yayınlanamayacaksa onu değiştiriyoruz. Böylece  o şarkı dolaşımda kalıyor.

Ozan: Dedim, Rasta Baba, Lan Oğlum Böyle Olmaz gibi parçalarda bile yeterli seviyede argo olmasına dikkat ediyoruz.

Ata: Gerek sansür gerek baskıyı ufak tefek kontrol etmek çabamız aslında. Bir şarkıyı kıvamına uygun hale getirme minvalinde hareket ediyoruz.

 

Yoğun bir konser takviminiz var. Özellikle festivallerde görüyoruz sizi. Türkiye’de de Umut Kuzey bu konuda çok iş yapıyor. Siz Türkiye’deki festivalleri ve o atmosferi nasıl yorumluyorsunuz?

Ozan: Umut Kuzey’i çok takdir ediyorum. Harika bir iş yaptı. Türkiye’ye festival anlayışını yerleştirdi. Yeni menajerimizle aldığımız karardan sonra her festivale çıkmaya başladık. Çıkamadığımız çok az festival oldu. Orada çalmaktan çok mutlu oluyoruz. O festivale gelen insanlar aynı gezegenin insanları. Sevgi dolu, sanatla düşünen müthiş insanlar.

Ata: Aslında talep de var. Türkiye bu konuda yeniden canlanıyor. Bu kadar insanın, gencin bunu talep ve tercih etmesi modern düşüncenin de yerleştiğinin göstergesidir. Biz de bu talebe arz sunmaya çalışıyoruz. Bunun dışında bizi tanımayan ve dinlemeyen insanlarla da buluşup kendimizi tanıtmış oluyoruz.

Çağatay: Umut Kuzey ve ekibinin bu çıtayı çok  yukarı taşıdığını düşünüyorum.  Hem kaliteli hem de uygun fiyatlı işler çıkıyor ve büyük kitlelere ulaşıyor. Sanatçılar da insanlara daha kolay ulaşıp hemen hemen  her şehre gidiyor.

Timsah: Benim için çalarken en zevk aldığım yer. Çok heyecanlı buluyorum. Gerçi sosyal içerikte zaten heyecanlı bir insanım.

 

Sahnedeyken sizi tatmin eden şey nedir?

Ozan: Bazı sahnelerde dördümüzün aynı anda göz göze geldiği zamanlar oluyor. O an ateş çıkar gibi oluyor ve ondan sonra harika bir atmosfere giriyoruz. Yola Devam parçasında ya da diğer parçalarda sık sık yaşıyoruz bunu. O an kendimizi gerçekten tatmin olmuş hissediyoruz.

 

Tehlikeyle Flört filminde çok usta isimlerle çalıştınız. Nasıldı, devamı gelecek mi?

Ozan: Üç filmden oluşan bir seri olacak Tehlikeyle Flört. Pek çok detay belli. Çok önemli  aktörlerle oynadık. Mete Horozoğlu, Ezel Akay…  Ezel Akay bir hayal gibiydi mesela. Cihat Tamer’le de oynama şansına sahip olduk. DVD’si de çıkacak ilk filmin. Fazla sahneler de geliyor onun içinde, şarkıların hikayelerini izleyebileceksiniz.

Ata: Oyunculuklar olarak çok zevkli geçti.

Çağatay: Şartlar dahilinde elimizden geleni yaptık.

 

 

Her albümünüz dinleyicilere farklı tatlar veriyor. Bambaşka albümü için neler söyleyebilirsiniz?

Ozan: Bu zamana kadar geliştirmeye çalıştığımız müziğin bu yılki hali.

Ata: Bambaşka olmasının sebebi, bizim kendimizi ve dinleyicimizi öyle görmemizden diyebiliriz aslında.

Ozan: Bizim müziğimiz içinde Beatles, MFÖ, Deep Purple, Who gibi pek çok ismin tınısı görülebilir. Her şey vardır ama hiçbirisine de benzemez. O yüzden nevi şahsına münhasır diyebiliriz. Dolayısıyla zamansız buluyoruz kendimizi biraz.

 

Müzik yaşamınıza baktığınızda “Farklı yapardım.” dediğiniz şeyler var mı?

Çağatay: Hep olan bir şey. Her şarkıda hissederiz bunu.

Ozan: Pek çok yanlış adım attık ama bizi bu noktaya getiren de onlardı.

 

Son olarak dinleyenlerinize bir mesajınız var mı?

Çağatay: Ben yemek benzetmesinden devam edeyim. Tadına bakanların yorumunu merak ediyorum aslında.

Ozan: Hepsine sevgiler. Güzel müzik dinlesinler. Kalplerini hep sevgiyle tutsunlar. Barışa ve güzelliğe inanalım hep beraber.

Ata: Biz işimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Onların da bunu bilmelerini ve bizimle beraber olmalarını temenni ediyorum.

Timsah: Benden herkese sevgiler.